isimsiz başlıksız
Güneş yerini çoktan keskin soğuğa bırakmış. Sokak lambaları yanalı baya olmuş. İnsanlar eğlenmek için dışarı çıkmışlar ya da çıkacaklar. Odanın muhtelif yerlerinde üç dört mum yanmakta.. Pencereden hala tek tük vapurun geçişi görünüyor.
Gözlerim yanıyor. Ondan daha önemlisi ruhum acıyor.. Ne fonda çalan Fransız klasiği ne de iki üç cümle kurduğum insanlar düzeltemiyorlar, durduramıyorlar acımı..
Acıyan gözlerimde bir kaç damla yaş beliriyor, sonra kendiliğinden geçiyor.. Görünürde çok bir problemim yok. Lakin benim bile adlandıramadığım bir şeyler çok huzursuz ediyor beni.
Fondaki şarkı değişti, diyor ki bana: gül rengi şarap içilmez mi böyle günde.. İçilirdi aslında, yüzümü tekrar güldürene kadar içilirdi.. Sabah olduğunda tekrar güzel bir güne uyanır belki yine mutlu olurdum bir süreliğine de olsa..
Aslında bir süre uzaklaşmalı buradan.. İyi gelebilir.. Acı verici şahitliklerden uzaklaşmış olmak iyi gelebilir..
Diyor ki şarkının devamında: Seher yeli eser yırtar eteğini gülün, güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün..
Evet evet, bir süreliğine uzaklaşmalı buradan..
Ben büyüyorum anne-baba..
Ben büyüyorum..
Yaşıtlarım “hangi arabayı, hangi kızı/çocugu tavlayacağını, hangi giysiyi alacağını” düşünürken ben sorumluluk alıyorum. İnsanlar tarafından örnek gösterilebiliyorum. 50 küsür kişi içinden akademik temsilci olabiliyorum yani..
İki cümleyi bir araya getiremeyen nesilde (şimdiye kadar okuduğum kitaplar sağ olsun) ben yazabiliyorum, kendimi ifade edebiliyorum. Bölümün dergisinde yer edinebiliyorum yani.. Benden büyük insanlara bildiğim bir şeyde tavsiye verebilirken, daha altta olanlara bildiklerimi öğretebiliyorum. (insanlar vize öncesi yardımcı olur musun diye gelebiliyor anlayacağın)
Ben büyüyorum..
Bu gece ne yiyeceğimden çok gelecekte ne yiyeceğime bakmaya çalışıyorum. Okulda benim gibi benzer insanlarla(çok azınlığız) geleceğimize katkı için çalışabiliyoruz. Hatta hocalar CV’me seve seve referans oluyorlar üstelik diyorlar ki “Bir ara bana uğra, bölüm içi çalışabileceğin projelerde var“. Yani onlar bile geleceğimi düşünmemi takdir edip, destekliyorlar.. Hatta iş bile buluyorlar..(örnekleri mevcut) Peki neden? Üniversiteden mezun olduğumuzda tecrübe sahibi olmanın önemini çok iyi anlamışlar. Yemek artık aslanın ağzında değil, midesinde mevzusu.. Sizde bilirsiniz, okulda teorik hayatta pratik olduğunu. Yani Humerus ya da Femur’dan daha önemli diğer bilgiler.. Yanılmadığımı düşünüyorum..
Ben büyüyorum. Zamanımı planlayabiliyorum zorluklara karşı. 49 kişinin girdiği sınavda (ki ortalama 26,8 iken) 67 alarak 5. olabiliyorum. (ki gerçekten iyi olmadığımı düşünseler bölüm değiştirirken referans olmayı teklif etmezlerdi)
Boyumun 2 katı olan makale işine girişebiliyorum. Diğer bir deyişle 2. sınıfta tez yazmaya çalışabiliyorum. Neden 1 sene sonra çırak değil usta olabilmek için. Yurt dışından birinin ”bak böyle bi çalışma var” diyebilmesi için..
Ben büyüyorum. Biliyorum daha çok büyüyeceğim, düşeceğim bazen ama yeniden kalkıp savaşa gideceğim.
Sizi üzmek istemezdim. Ama bazen ifade edemiyorsun, olabilecek düşüncelerden dolayı. Ve ben bu saydığım ya da saymadığım işleri hep birlikte yürütme ve başarılı olma çabasındayım. Neden çünkü hayat sadece okul değil, bazen geleceğe planlamak. Her şey yolunda da gitmeyebilir ama ileride “neden yapmadım” demek istemiyorum artık. Tıpkı “keşke geçmişte gitar çalsaydım” dediğim gibi… Keşke demeden çabalıyorum..
Sizi üzdüğüm için özür dilerim..
Lütfen beni anlayın..
Sizi seviyorum..
*humerus – Kolumuzda dirseğimizle ,omuzumuz arasındaki kelın ve tek kemiktir
*Femur- Vucudun en uzun ve en kalın kemiğidir.
Edit
“Sadece yazmak istedim..” başlıklı yazımın gereğinden fazla bile durduğunu anlayıp silmiş bulunmaktayım..
Link’i aşağıdaki idi..
http://mefallit.wordpress.com/2009/10/30/sadece-yazmak-istedim/
Bir Kadını Ağlatmak…
Bir kadını ağlatmak çok zor değildir aslında.
Kadınlar her şeye ağlayabilir; bir filme, bir şarkıya, bir yazıya… En az erkekler kadar yani! Ama bir kadını yürekten ağlatmak zordur. Eğer bir kadın yürekten ağlıyorsa, ağlatan onun yüreğine ulaşmış demektir. Ama o yüreğin değerini bilememiş olacak ki ağlatan, gözünü bile kırpmadan teker teker batırır iğnelerini yüreğe! İşte o zaman koca bir yumruk gelir oturur boğazına kadının. Yutkunamaz, nefes alamaz; çünkü o koca yumruk canını çok acıtır.
Gözleri buğulanır kadının sonra. Ağlamayacağım, der içinden. Ama engel olamaz işte. Çünkü yüreğine ulaşmıştır birileri ve iğneler saplamaktadır… Bu acıya ne kadar karşı koyabilir ki bir kadın. İnce ince süzülür yaşlar gözünden; önce birkaç damla, sonra bir yağmur seli…
Ve kadın ağlar; hem de çok! Sanmayın ki gidene ağlar kadın! Gidenin giderken koparttığı yerdir onu ağlatan, orada bıraktığı yaradır. O yaranın hiç kapanmayacağını, kapansa bile izinin kalacağını bilir kadın; o yüzden ağlar. Ama bilir misiniz, ağlamak kadınları olgunlaştırır. Her damla, daha çok kadın yapar kadınları. Her damla bir derstir çünkü.
Bazen kadınlar ağladığında çoğu insan, ağlama niye ağlıyorsun ki, değmez onun için derler. Bilmediklerindendir böyle demeleri. Çünkü yürekleri acıyan kadınlar ağlamazlarsa, ölürler. İçlerindeki zehirdir onları öldüren! Ağlayarak o zehirden kurtulur kadınlar, o irini temizlerler yaralarındaki! Çünkü bilirler, o irin temizlenmezse iltihaba dönüşür yaraları. Dönüşmemesi lazımdır oysa. O yüzden de bolca ağlarlar.
Zaman geçer sonra. Kadınlar kendilerine sarılmayı öğrenirler. Umarım öğrenirler, yoksa ruhlar sapkın yollara çarpar kendini. Sapan ruhların doğru yolu bulması da yeni acılar demektir. Bunu bilir kadınlar, o yüzden eninde sonunda öğrenirler kendilerine sarılmayı…
Çok ağlayan kadınlar, birçok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan…
İnsanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. Zamanında yüreklerine o kadar çok iğne saplandı ki, o kadar çok ağladılar ki! Artık kendilerinden başka bir doğru olmadığına inanıyorlar, o yüzden kendilerine sarılıyorlar. Çünkü biliyorlar ki sarıldıkları adamlar onları hak etmedi; hem de hiçbir zaman! Hep bir çıkarları oldu sarıldıkları adamların. E.. o zaman niye sarılsınlar ki! Niye sarılalım ki!
Etrafınızda yürekten ağlayan bir kadın varsa bilin ki olgunlaşıyordur. Bilin ki, gerçekleri kabul etmeye başlamıştır. Bilin ki, artık aşkın olmadığına inanmıştır. Bilin ki, sarılacak tek bir doğrusu kalmıştır. O da kim, ne diye sormayın artık.
Çok ağlayan kadınlar, eninde sonunda kendilerine sarılırlar çünkü!
AZİZ NESİN
2 gecenin maliyet hesabı..
17 bucuk saatlik aralıksız kod yazımı,
1000+ satır kod,
total 6 saat uyku,
3 paket sigara,
7 kahve,
bitirilen 3,5 proje ( 2 sinden sıfır almayı göze almak zorunluluğu [Fuck Java]),
Her şeyin üstüne çekilecek akşama kadar uyku: PAHA BİÇİLMEZ