Skip to content

Şans mı? O ne ki??

September 9, 2009

Bir gün içinde birbirinden epey uzak üç şehirde bulundum. Sabahtan beri yollardayım yani.

İlk şehir değişiminde, nasıl bir uçağa bindiysem, yolculuk mu yapıyorum işkenceye mi maruz kalıyorum anlamadım! Bitmek bilmeyen bir sarsıntı eşliğinde bir buçuk saat havada kalmak, kalkışın gecikmesi, inişin alışılmışın dışında bir eğimle gerçekleşmesi, pilotun bizi havaalanında yirmi dakikadan daha fazla bir süre gezdirmesi, bavulların bir türlü şeridin üstünde görünmemesi… Olumsuz hava koşullarının etkisi dediler, neyse dedim sağ salim geldik ya… Dışarıya adımımı atmamla, dikkatsizliğimin de çok büyük etkisiyle, babetlerimle suyun içine girdim. Çok sevdiğim güzelim babetimin arka kısmı yırtıldı. Ya sabır çektim, yurda gitmek için taksiye bindim.

Çok özlemişim diye düşünüyordum bu şehri lakin trafik sorunuyla karşılaşınca bu düşüncemde bir an olsun tereddüt ettim, on beş dakika boyunca sadece otuz metre gitmek sinirleri aşırı yıpratan bir şeymiş… Eşyalarımı odama bıraktım ve ne mutlu (!) köşedeki ranzanın üst kısmına yerleştim. Ayağımın tozuyla kendimi dışarı attım. Yakın arkadaşımla metroyla gidip taksiyle dönmeyi planladığımız yere nasıl olduğunu anlamadığımız bir şekilde tam tersini uygulayarak gittik. On dakikalık mesafeyi yirmi beş dakikada gidip ellerimizde her biri iki kiloyu aşan beş torbayla geri döndük. Bu dönüşte odada geçirdiğim süre yaklaşık dört dakikaydı çünkü yarım saat sonra kalkacak olan deniz otobüsüne yetişmem gerekiyordu. Neyse dedim bir şekilde yetişirim…

Taksiye binmem beş, Yenikapı’ya gitmem yirmi dakikamı aldı. Yerimi bulup oturduğumda kalkışa iki dakika vardı. Şanslıydım baya aslında! Yerime geçtim ve cam kenarı olması için özenle seçtiğim bilet beni kandırdı, sola baktığımda gördüğüm şey gri bir duvardı. Bari kitap okuyayım dedim, yine kötü hava koşulları yüzünden sarsıntılarla yüklü bir yolculuk geçirdikten sonra, deniz otobüsü iskeleye yanaştığında gün boyu yaşadıklarımın aslında çok basit olduğunun farkına vardım. Dışarıda sicim gibi yağmur yağıyordu, ıslanmamak mümkün değildi ve benim yanımda şemsiye veyahut onun yerine kullanabileceğim hiçbir şey yoktu. Başa gelen çekilir dedim, herkesin biraz bekleyip cesaret topladıktan sonra kendilerini atabildikleri o merdivenleri on saniyede indim. Kısa gibi göründü ama baştan aşağı ıslandım. Hasta etmez bu kadarı aman ne olacak, deyip “polyannacılığın” sınırını zorladım.

Eve adım attıktan beş on dakika sonra elektrikler kesildi. İki saat kadar sonra geldi ama uzun süre dayanamadı ve geri gitti. Ben de oturup bu bendeki nasıl bir şanstır diye sorgulamaya başladım ve bu yazıyı yazdım. Çok merak ediyorum önümüzdeki günlerde neler olacak acaba…

No comments yet

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s

%d bloggers like this: